.

          

.

Haberler

Dilek Defter  Soyağacı

Anılar

Telefon Rehberi

Ekonomi

Ulaşım

Nüfus

Resim Galerisi

İlan

Komşu Köyler

Mazı Sesi

E-Mail.

Ana sayfa

Tarihce

Davul Zurna

.

.

.

.

.

.

.

.

.

.

.

Neden Anılar

                    Dedelerimiz Babalarımıza; geçmişte yaşadıklarını, duyduklarını, gördüklerini anlattı. Acaba babalarımız bize ne kadarını anlattı. Yada biz çocuklarımıza dedelerimizden duyduğumuz gerçek hikayelerinin ne kadarını anlatabileceğiz. İşte bu sayfayı yapmaktaki amacım bundan böyle hikayelerimiz, kaybolmasın belleğimizden silinmesin.

                   Lütfen Anılarınızı, Büyüklerinizden duyduğunuz hikayeleri bu sayfada yayınlayın. Bizler faniyiz Anılar baki olsun.

Nami Duman

 

 

KOCABEY DAYI (HARUN DUMAN) ve  GÖLOVA VE ÇEVRESİNDE TARIMSAL YENİLİK

Türkiye tarım ve hayvancılığa dayalı bir kültür olarak uzun yıllardan beri
ikitisadi niteliğini ortaya koymuştur. Zamanla bilim ve teknolojide meydana
gelen değişmeler, öncelikle kent hayatını daha sonra da kırsal kesimide
yaşayanların hayatını etkilemektedir. Bugün için kent ve kır kesiminde
yaşayanlar teknolojinin birinci derecede etkisi altında önemli ölçüde de
bağımlıyı olarak yaşamaktadır. Teknolojinin insan hayatını kolaylaştırdığı
gibi kendine yabancılaştırdığı yönleri de vardır. Cep telefonu ve internet
gibi hayatımıza son beş yıldır yoğun olarak giren iki aracın hayatımızdaki
yeri ortadadır. Ancak ben tekrar tarım ve teknoloji konusuna deyinerek lafı
Kocabey Dayı'ya getirmek niyetindeyim. Önceleri ekini harmanlamak öküz gücü
ile düven ve  kağnı arabası tekniğine dayanmakta iken zamanla harman
makinası, traktör ve diğer patoz teknikleri tarım hayatında vazgeçilmez bir
yer almıştır. Tabii ki bu teknolojik değişme önceleri çok yavaş olurken
sonraları hızlanmıştır. İlk harman makinesi tahminen 80 yıl önce bölgemize
gelmiş ve geliştirilmiştir. Artık harman makinesi ile tığları kolayca rüzgar
gücü üreterek harmanlama olanağına kavuşulmuştur. Ama harman etmek, düven
sürmek daha uzun süre devam etmiş, öküzün yerine traktör gücü kullanılsa da
düvenin saltanatı çok sürmüştür. Düvenin maşakkatine Gölova ve çevresinde
son vermek için ilk hareketi başlatmak vakit almış ve ilk zamanlar bir
toplumsal direnç ile karşılaşmıştır. O zamanlar fiilen reçberlik yapan
birisi olarak da buna ilişkin anılarım hala tazedir. Lafı uzatmayayım düvenin
tarım hayatından kalkarak yerini patoz makinelerine bırakmasında Gölova ve
yakın köylerinde en etkin kişilik ve öncü isim Çobanlı Köyü'nden Kocabey
adıyla bilinen Harun Duman olmuştur. Üzerinde, yanlış hatırlamıyorsam, iki
kuğu deseni ve başka bitkilerden desenleri olan mavi renkli patozunu
traktörünün peşine takarak harmanlarımızda, tarım hayatımızda boy gösteren
çocuk ruhlu ama iri yarı, babayiğit bünyeli bu insanı hatırlamamak mümkün
değildir. Ben patoz makinesi ile ilk defa  Karnus (Çukuryurt) köyünde dedemin
harmanına yardım ederken tanıştım. Ama Kocabey Dayı'nın kendine has mütevazı
sohbeti, yenilik arayışındaki çocuksu merakı ve zihninin parlaklığı hala
aklımdadır. Sonraları  Gölovalı traktör sahipler de patoz makinesi alıncaya
kadar Kocabey Dayı'nın dostluğunu ve tarımsal, teknolojik katkılarını bire
bir yaşadım. O zamanlar yaşımın genç olması ve bazı konuları anlamadığım
için bir mülakatım ve ses kayıdı yapamadım. Yöreye traktörün gelişini
takiben ortaya çıkan en önemli tarımsal yenilik patoz makinesinin Gölova ve
çevre köylerde kullanılması olmuştur. Bu vesileyle tarım hayatındaki
değişime ön ayak olan tüm çevre insanlarına ve özellikle patozun Gölova ve
çevresinde bilinip kullanılmasına katkıda bulunan Kocabey Dayı'ya (Harun
Duman) Tanrı'dan rahmet diliyorum.
İnşallah gelecek zamanlarda Gölova ve çevresi başta olmak üzere, tüm
Türkiye'de tarım hayatımız daha da ileri gederek bizleri muhannete muhtaç
etmeden, uluslar arası kapitalizmin vahşi çarkına köylümüzü sokmadan
sağlıklı bir şekilde devam eder.
Bu yazı vesilesi ile tüm Çobanlılı komşularımıza ve arkadaşlarımıza,
özellikle yazılarımızı paylaştığımız bu sitenin kurucu ve sürdürücüsü olan
Yusuf ve Nami beylere selam ve sevgilerimi iletiyorum.

Dr. Dursun Ayan

 

HİLAL  EMİ
EMİ,
       Meğer istanbulda ağlarmış,
       Çobanlıya karlar yağmış,
       İklimler sana darralmış,
       bıyıkları hilal emim.


EMİ,
       Rabbim seni erken çagırmış,
       Azraile haber salmış,
       Kanın babamın elinde kalmış,
       ayakları kınalı emim.

EMİ,
      Acı haberin tez yayılmış,
      Yusuf dayım sende kalmış,
      Rafet amcam eve kapanmış,
      Şerafet amcam hep kan ağlarmış.

EMİ,
      Artık senden yoksun bu devran,
      nami duman, fazilet duman,
      Yengem hepten perişan
      ağaca hatuna bu üçüncü zindan

EMİ,
      Senin hükmün çoktan verilmiş,
      Medinen bile sütten kesilmiş,
      Babası o gün mezarına inmiş,
      Yara senin, ciğer emreninmiş.
EMİ,
      Mezarlıkta yerin ayrılmış,
      Hasan ağa seni yanına almış,
      Herkes pastadan payını gayırmış,
      Sana karatoprak bana yine gurbet kalmış.
                              Fatih Ünlü

HOCA EFENDİ

Karısı horanda

Kocası Kur’an’da

Kaya taşı vuranda

Kaf kuzu başlı hoca efendi

 

Cezim şedde karıştı

Yusuf Nuri yarıştı

Emrullah törüsü koçtu

He iki gözlü hoca efendi

 

 

Yusuf duman

Nuri çok yaman

İdris’te kaldı ferman

Cimin karnı yarık hoca efendi

 

İdris tuttu kolluğu

Soğudu Kaya’nın folluğu

Cumartesi de pazara benzer

Okut gitsin hoca efendi

 

Kaya İNAN     20-07-2006

 

Kaya İnan'ın Kayseri Anıları

 

Meşhur olur Kayserinin mantısı.

Uzaktadır Yemekhanesi,Lokantası.

Yine oldu Kayserilinin avantası.

Sor hacım sor Fırıncının yolu nerede.

 

Pastırmayı Metlediler.

Bizden önce oturup yediler.

Bize geç kaldınız dediler.

Sor Hacım sor Fırıncının yolu nerede.

 

Sivas Kayseri aynı havale.

Kuru yemiş pasta bahane

Hacım binliklerin çok şahane.

Aç Hacım aç kesinin ağzı nerede.

                                 Kaya İnan

 

Harun (Kocabey)Duman'ın Hatıra defterinden bir şiir.

1945 yılında Asker iken hastane'de gördüğü manzaradan etkilenir.

 

Kiminin gözleri görmez

Kimi nerede olduğunu bilmez

Kimi güler kimi gülmez

Kimi Ağlayıp gider.

 

Hayatta bir gün görmedim

Hastalığımı ben bilemedim

Daha muradıma ermedim

Allahım muradıma erdir beni

 

Kimisi yatmış sağına

Kimi Dönemiyor soluna

Kiminin Can dayanmaz haline

Kimi gözünü yumup gider

 

Kimisi uyumuş kimi ayıklar

Kimisi sevdiğini sayıklar

Zavallı baba yiğitler

Gözlerini tavana dikip gider

 

Kiminin derdine derman bulunmuş

Kiminin gerdanı göz göz delinmiş

Kimi düşünür kimi delirmiş

Kimi intizar olmuş üzülür gider

 

Kimi yatıyor kimi oturur

Kimide şahadet getirir

Kimisi gününü yetirir

Kimis'de şükreyleyip gider

 

Harun yeter kes bu işi

Bil ömrün kıymetini

Yitirirsin elinde nimetini

Ararsın yaş dolaşınca gençliğin kıymetini

Harun Duman 4/4/1945

 

KAR FIRTINASI

 

On-oniki yaşlarındayım .98 yaşında olmasına rağmen Dedem Molla İzzet ,yazları bahçede çalışır, dinlenirken de Kuran okurdu.

Kış aylarında da akşamları  Kardeşim Nami ile beni Dizinin Dibine oturtur Namaz başlarını öğretirdi.

 

Sanırım 1964 ocak ayı ilk günleriydi. Köyün okulu köprünün öbür başındaydı .Karlı bir kış günü Öğretmenimiz Mehmet Saatçi ders anlatırken bizim gözümüz pencereden dışarı takılmış lapa, lapa yağan karı seyrediyoruz.

 Akşam üstü  kar yağışı şiddetlenince Öğretmen :

-      “Hadi çocuklar fırtına çıkmadan evlerinize “deyip okulu tatil edince ,Bütün çocuklar yola koyulduk. Daha okul bahçesini yeni çıkmıştık ki .Başladı fırtına .Önümüzü göremiyorduk ellerimiz ayaklarımız  üşüyor nereye gittiğimizi bile bilmiyorduk kaybolmaktan korkuyorduk. . Ayaklarımız sudan ıslanınca ırmağa geldiğimizi anladık ve köprüden geçerken Başta babam olmak üzere diğer köylüler bizi karşılamıştı. Eve  gider gitmez popur, popur yanan sobada ısınırken Annem Mevlüde hanım sıcak haşıl çorbasını  Nami ile bana içirince kendimize geldik.

 Dedem   Babama dönerek :

-      “Hatırladın mı. Kocabey .? Hani adamın biri donmuştu da bir haftada kendine zor geldiydi”ve bize dönerek başladı anlatmaya:

“Yirmi sene kadar oluyor . Kocabey  Tuzla konağından Çerko  dedenlerden gelirken Fırtınada yolunu kaybeden birine rastlamış,adam donmuş vaziyette, konuşamıyor , Hemen attan inip adamı sarmış  ata ,Eve getirdi. Derhal ahıra götürdük Adamı .Yangı ya (Hayvan dışkılarının toplandığı yer) gömdük başında bekliyoruz  iki üç saat sonra adam kıpırdamaya başladı. Rahmetli büyük anan Melek Hatun sıcak bi çorba  getirdi  adam yavaş ,yavaş kendine gelmeye başladı iki gün yangıdan çıkarmadık üç gün de misafir odasında yattı daha sonra düzelince “ Allahaısmarladık “deyip gitti adam .Aradan seneler geçti . Dişlerimi  yaptırmak için İstanbul’a gittim Diş Doktoru Beni muayene ederken:

-     “Nerelisin Baba”

 Ben:

-     “Sivas-Suşehri”

Doktor:

      ”Çobanlı köyü’nde Molla İzzet’ i  tanırmısın”

      “Molla İzzet benim” deyince .Doktor boynuma sarılıp ellerimi öpüyor ne yapacağını şaşırıyordu.  Bende şaşkın bakınca

-     “Beni tanımadınmı Baba ?donmak üzereyken hayatımı  kurtardınızya “ deyince hatırladım.

-     "Allah kurtardı oğul, bizde sebep olduk."

 Beni evine götürüp misafir etti dişlerimi teslim edip parasını da almadı .Otobüs bileti de alıp beni köye yolcu etti.”

Dedem

       “Hey gidi günler hey!..” deyip odasına çıktı.

Şimdi ne zaman kar yağsa o günler ve Dedem aklıma geliyor “Allah rahmet eylesin”

 

YUSUF DUMAN

Mart 2003

 ÇOBANKAYA


Bir şubat günüydü orta okul yılları ,sömestri tatili ,Anadolu'nun kuru soğuğunun hakim olduğu bir köy. “ÇOBANLI”Aylardan Şubat 13-14 yaşlarındayım 3 yıldır oruç tutmama rağmen o gün ikindi suları karnımda ziller çalıyor Bir türlü zaman geçmez .Ne etsem derken,ÇOBANKAYA da kızaklar ve arkadaşlar orada. Kardeşim Nami  ve Amca oğlu Battal da orada Bende kızağı kaptığım gibi çıktım tepeye ve başladık kaymaya..

Eldivenli eller kar başlıklı yüzler kuru ayaza karşı olan mücadelesini akşama doğru kaybetmeye başlayınca , herkes evin yolunu tuttu mecburen.Bu heyecanlı yarışlar sırasında unuttuğum açlık şimdi daha fazla hisettiriyordu kendini .Yakın olmasına yakındı akşam ezanı  ama O kuru ayaz, tepeye yukarı çıkışlar iyice yormuştu beni. Kızağı Avlunun içine bıraktım Kapıdan içeri girerken mis gibi yemek kokuları, annem  Mevlüde hanım sofrayı hazırlıyor, Ablam Nebile ona yardım ediyor, Turp salatası, üzerinde zeytinler, elmas gibi parıl parıl. Tarhana çorbası kuzineli sobanın üstünde kaynıyor, mis gibi kekik kokuları,

 Ezanda bir türlü okunmazki.

Babam( Kocabey )sobanın yanıdaki sedirde uzanmış kardeşim Nami sobanın karşısında iskemlede ısınıyor .Vakti beklerken bana

-     “Hele bi bak ezana” dedi

İndim köy meydanına herkes orda Bahattin Amcam Ezan ı okumak için ikide bir köstekli cep saatini sağ yelek cebinden çıkarıp bakıyor sonra ;

-Daha var deyip yine cebine koyuyor saatini.

 O an aklıma rahmetli  dedem Molla İzzet geliyor Vefat edeli iki yıl olmasına rağmen unutamıyorum

.Köyde imam olmadığı zamanlarda  ezanı dedem okur imamlık da yapardı.

 Sigara tiryakisi Derebey Amca Tabakasından cigara sarıyor. Haydar ve Halit amcalar odalarının balkonundan :

-     “Vakit tamamdır”.diye seslenirken.Bahattin Amcam bir daha saatine bakıp :

-     “Daha var” deyip saatini cebine koyarken:

-     “Aceleniz nedir ki  iki dakka daha sabredin “

Nihayet Bahattin amca elini kulağına götürürüp Başladı ezan'a

-     “(ALLAHU EKBER ALLAHU EKBER)”

 Ahh! nerde o eski Ramazanlar

 

Yusuf Duman 7 Kasım 2002

 

         Hasana Mektup

 

Gene duman oldu köylünün hali

Kart beygir ahıra sığmıyor Hasan.

Çayırı çok yemiş kırdı yuları

Nalları toprağa değmiyor Hasan.

 

Arpa türküsünü eyledi ezber

Tehdi makamında döktürür gider

Truva'nın tahta atına benzer

Zincirler boynunu eğmiyor Hasan.

 

Şaha kalkar çifte sallar habire

Yediden yatmişe boyandık kire

Mübarek bulutlar döndü tersine

Hayırlı bir rahmet yağmıyor Hasan.

 

At aklı kabarır baktıkça yeme

Yanaşmıyor gavat eyere geme

Umutlar asıldı tavana gene

Beklenen güneş doğmuyor Hasan.