.

          

.

Haberler

Dilek Defter  Soyağacı

Anılar

Telefon Rehberi

Ekonomi

Ulaşım

Nüfus

Resim Galerisi

İlan

Komşu Köyler

Mazı Sesi

E-Mail.

Ana sayfa

Tarihce

Davul Zurna

.

.

.

.

.

.

.

.

.

.

.

(Bu sayfayı hazırlayan araştırmacı Yazar

Sayın Dr.Dursun Ayan beyefendiye teşekkür ederiz)

 

ÇOBAN BABA EFSANESİ VE

YAVUZ’UN

ÇALDIRAN SEFERİ

 

                                                                     

Dursun AYAN

 

Bu çalışmayı uzun yıllar Ankara’da komşuluk yaptığımız Çobanlı Köyü’nden değerli dostlarımız rahmetli Miyese ve Mustafa Macit ile Mustafa Şimşek’in aziz hatıralarına armağan ediyorum

 

Ön Bilgiler

Bu yazıda, keramet ehli olduğuna inanılan Çoban Baba’nın efsanesi, bunun ile ilişkili görülen Osmanlı padişahı Yavuz’un Çaldıran Seferi ve Çoban Baba’nın defnedilmiş olduğu türbenin mimarî özelliği hakkında bilgi verilecektir. Çoban Baba Türbesi’ni Suşehri’nde kayıtlı türbeler içinde ele almak da mümkündür. Ancak bu türbeleri ayrıntılı bir çalışmada değerlendirecek yeterli bilgiye ulaşamadığım için bu yazının dışında tuttum. Yazıda yörenin ortalama okuyucusunu dikkate alarak ana metni sade bir dille anlatmaya çalışacağım ancak akademik okumalar için bazı dipnotlar düşme gereğine inandım. 

Çoban Baba Türbesi Sivas ili Gölova ilçesine bağlı Çobanlı köyündedir. Yöredeki ismi “Çobanlı Tekkesi”dir. Başbakanlık Vakıflar Genel Müdürlüğü’ndeki resmî kayıtta geçen “Çoban Baba” adı da yörede kullanılmaktadır. Çaban Baba hakkındaki efsaneler Yavuz Sultan Selim’in Çaldıran Seferi’ne giderken yaşadığı bir keramete dayandırılmaktadır.

Çobanlı köyü antik zamanlardan beri İstanbul’u İran’a bağlayan yol üzerinde[1] Kelkit Çayı’nı dolayısıyla Yeşilırmak’ı besleyen Çobanlı Deresi’nin bu yolu kestiği köprünün başındadır. Suşehri-Erzincan karayolunda Suşehri’nin 55 km. doğu yönünde yer alan Çobanlı köyünden yaklaşık 110 km. sonra Erzincan’a ulaşılmaktadır. Gölova ilçesi ile Çobanlı arasındaki yol yaklaşık 5 km. dir.

 

Çoban Baba ve Behlül Dane Türbeleri

Ünlü oryantalist Hasluk, Anadolu’daki Bektaşi tekkeleri içinde “Çobanlı Tekke” sini belirtir.[2] Evliye Çelebi Seyahatname’sini kaynak göstererek, Şebinkarahisar yakınında ve Erzincan yolu üzerinde Barugunde diye bir yerden bahsetmektedir. İlk bakışta böyle bir yer adı yoktur. Öyle anlaşılıyor ki bu bir yazım hatasıdır: Doğrusunun Baru Köyünde olması gerekir. Tahminen “k” harfi    şeklinde yazılmak

yerine “g” şeklinde yani kaf-ı farsî şeklinde yazılmış ya da okunmuştur.[3] Baru köyü Çobanlı köyü yakınında ve yeni adı Aşağı Tepeciktir. Önceki adı Aşağı Baru (=Baruyu Zire[4]) yörede yaşlı insanlar tarafından hâlâ kullanmaktadır. Aşağı Tepecik (Baru) köyünde bugün bir ziyaret yeri vardır ve halk arasında “Behlül Dâne” diye bilinmektedir.[5] Hasluk bu ziyaret yerinde defnedilmiş olan kişinin “Behlül Semerkandî” olduğunu Evliya Çelebi’ye dayanarak belirtir ve Çobanlı ailesine dahil olduğunu söyler.[6] Burada defnedilen insan için Behlül Dâne isminin kullanılmış olması halk arasında çok bilinen Abbasi halifesi Harun Reşid’in kardeşi Behlül Dâne’ye olan hayranlığın ifadesi olabilir. Bu tartışmanın farklı boyutlarını başka bir çalışmada ele almak yerinde olacaktır.[7] Burada bizim vurgulamak istediğimiz Çoban Baba’nın Çobanlı köyündeki varlığı ve yörede bir başka türbenin daha olduğudur.

 

Çaban Baba Efsanesi

Çoban Baba ile ilgili bölgede bilinen keramet efsanesi özetle şöyledir: “Yavuz Sultan Selim Çaldıran Seferi için yola çıkmıştır. Uzun zaman geçtikten sonra Çobanlı köyüne ulaşır. Askerlere dinlenme verilir.  Çoban Baba da Yavuz Sultan Selim’e askerleri kendisinin misafir ederek karınlarını doyuracağını söyler. Bu isteğini Yavuz kabul eder ve Çoban Baba bir koyun keser, pilavlar kaynatılır ve bu koyunun eti ile ordu karnını doyurur. Sonra koyunun kemiklerini postuna dolduran Çoban Baba dua eder ve koyun ayaklanıp yürür. Bir demeye göre koyunun aşık kemiğini askerlerden birisi aldığı için koyun yürürken bir ayağı aksar.” Çoban Baba durumun farkında olsa da bir şey demez. Yavuz’a seferinin başarılı geçeceğini bildir ve onun için dua eder. Sefer sonrasında Yavuz bu bölgenin gelirinin buraya vakfedilmesini buyurur.

Keramet efsanesi ufak tefek farklılıkla yörede bu ana tema üzerinde anlatılmaktadır. Çobanlı köyünde anlatılanlar ile çevre köylerde anlatılanlar arasında tarihî anlamda bir farklılık yoktur. Çoban Baba ile Yavuz Sultan Selim efsanenin değişmez simalarıdır. Efsaneler ve kerametler insanın inancı ile ilgili, metafizik konulardır. Halk da zaten bunu anlatırken “Allah bilir” diye bilginin doğruluk kaynağının Tanrıda olduğunu kasteder ve vicdanlara bırakır.

Yaratılışı itibari ile insan, genellikle, inanan bir varlıktır (homo religous)[8]  ve hemen hemen her çağda bu gereksinimi duyarak Tanrıya, peygamberlere, diğer kimselere, doğa olaylarına ve nesnelere inanmıştır. Ancak İbrahim Peygamber’den sonra dinler sistematiği farklı bir nitelik kazanarak, kitabî olmuş ve vahye dayanmıştır. Evliyalar, azizler, veliler, ermişler ile ilgili inanışlar bu çerçevede gelişmiştir. Çoban Baba da bu durumda bir ermiş kabul edilmektedir. Bunların ayrıntılarına burada girmek, inançla ilgili hassas konuları böyle bir yazıda tartışmak mümkün değil. Yöre insanı buna inanır ve bu durum artık din psikolojisi ve sosyolojisi açısından önemlidir. Her tür inancı ve Çoban Baba’nın kerametini de insanların vicdan ve gönüllerine bırakmak gerekir.

 

Yavuz Sultan Selim Çobanlı Köyünden Ne Zaman Geçmiştir?

Yavuz’un Çaldıran, Mercidâbık ve Ridâniye seferleri bir birini izleyen ve sonucu itibariyle Osmanlı, İslâm ve Dünya tarihini derinden etkileyen Halifeliğin Osmanlılara geçişiyle noktalanmıştır. Bu yazıda seferin tümüyle ayrıntılarına girmeye gerek yoktur.[9] Ancak, yörede kabul gören, Yavuz Sultan Selim ile Çoban Baba karşılaşmasını hesaba katarak, karşılaşmanın kronolojilerden tarihini vermek mümkündür. Osmanlıda olayları günü gününe yazan vakanüvistlerin yazdıklarına dayanarak hazırlanan vekâyinâmeler (kronolojiler) güvenilir kaynaklardır. İşin bundan sonrası, Yani Yavuz’un Çobanlı köyüne gelişi Osmanlı tarihi ile ilgili somut bir konudur.[10] İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi [11]yazarı Danişmend günbegün şu bilgileri vermektedir:  Ancak Danişmend’in (ve belki de önceki vakanüvistlerin) verdiği bilgilerde bölgeyi bilmemelerinden kaynaklanan bazı küçük hatalar olsa da eserlerin önemini inkâr etmek yerine bu hataların düzeltilmesi gerekir.[12] 

Yavuz Sultan Selim o zaman başkent (payitaht) olan Edirne’den [Hicrî Kamerî takvime göre 920 senesi Muharrem ayının 23 üncü Salı günü (Miladî 19 Mart 1514)] yola çıkar. Gerekli yerlerde değişik yerlerden gelen askerlerle buluşarak orduyu toplar ve sefer düzeni alır. Özetle:

“2 Temmuz 1514 (= 9 Cemâda-l–ûlâ, Pazar 920: Sivas’ta ordu yoklaması): Burada bir yoklama yapılarak ordu mevcudunun yüz kırk bin olduğu anlaşılmış ve bunlardan “amelmânde” olan kırk bin kişi Sivas ile Kayseri arasında bırakılarak hem ilerde iaşe müşkilatı hafifletilmek istenmiş hem de iç güvenlik ve dış saldırılar için önlem alınmıştır.

13 Temmuz 1514 (20 Cemâda-l–ûlâ, Perşembe: Osmanlı Ordusunun Safavî Hududuna dayanması): Sivasla Erzincan arasındaki “Çaysu” ırmağının hudut teşkil ettiği rivayet edilir:[13] Bu ırmağın Kelkit kollarından Enderes Çayı olma ihtimali vardır:[14] Çünkü ordunun burada “Suşehri Çayırı”nda konaklamış olduğundan bahsedilir. Suşehri’nin merkezi de Enderes kasabasıdır.

14 Temmuz 1514 (20 Cemâda-l–ûlâ, Cuma: Erzincan Muhafızının İtâat ve İnkiyadı): Osmanlı ordusuna gelerek ahaliye aman verilmek şartiyle itâat ve inkiyâdını arzeden  bu muhafızın orduya bir miktar erzak verdiği ve mevkiinde ibka edildiği rivayet edilir.

18 Temmuz 1514 (25  Cemâda-l–ûlâ, Salı: Yassı Çimen’de Şâh İsmail’den Elçi ve cevap gelmesi). Şâh İsmail Yavuz’un bu zamana kadar gönderdiği üç mektubuna ilk cevabını ve Yavuz’a hakaret olsun diye bir okka da afyonlu macunu Yavuz Yassı Çimen’deyken[15] gönderir.”[16] Yavuz da sonra ona kadın elbisesi ve çarşaf gönderecektir.

Bundan sonraki ayrıntıya girmeye gerek yok. Şu iyice anlaşılıyor ki Yavuz Sultan Selim 14 -15 Temmuz ve belki de 16 Temmuz 1514 günlerini Çobanlı Köyü’nde geçirdi. Bir günde Suşehri’nden Çobanlı’ya gelen ordunun Yassı Çimen’e dört gün sonra varması yolun uzaklığından değil bazı gelişmeleri beklemekten kaynaklanmış olmalı. Belirtildiği gibi birincisi erzak sorunu ise ikincisi Şâh İsmail’in kesin tavrının anlaşılmak istenmesidir.

 

Yavuz Sultan Selim’in Çaldıran Seferinde İaşe Sorunu Var mıydı?

Çoban Baba-Yavuz karşılaşmasının ilginç bir yanı olmalıdır. Çoban Baba’nın Yavuz’a ordusunun karnını doyurmayı önermesi bir misafirperverlik göstergesi olabileceği gibi bir yiyecek sorununa da işaret edebilir. Çünkü pek çok başka efsanede keramet sahibi kimseler farklı şeyler göstererek kerametini ortaya koymakta sultanların veya beylerin gönlünde yer almaktadır. Burada bir iaşe sorunu vardır. Çaldıran Seferi konusuna deyinen herhangi bir büyük boy Osmanlı tarihi kitabı Yavuz Sultan Selim’in yaşadığı iaşe sorununa deyinir. Onun Çobanlı köyü’nde kaldığı günler belki de iaşe sorunun en üst düzeye çıktığı zamanlardan biridir. Erzincan muhafızının gelerek bağlılık bildirmesi ve erzak getirmesi bunun en belirgin kanıtıdır. Bu konu aslında sefer boyunca hep kendini gösterir ve Yavuz ile ordu arasında sorunlara neden olur. Örneğin, yeniçeriler iaşe sorununu Yavuz’a bildirerek seferden dönülmesini Yavuz’un çocukluk arkadaşı Karaman Beylerbeyi Hemdem Paşa’dan istemişler Yavuz da bu durumu Hemdem Paşa’yı 24 Temmuz’da Erzincan’da idam ettirerek bertaraf ettirmiştir.  Böylelikle orduda sukûnet tesis etti[17] denilmektedir.

Bu bilgiler etrafında konu değerlendirilirse, Çoban Baba gibi bir Bektaşî ermişinin Yavuz’a iaşe sağlaması oldukça anlamlıdır ve efsanenin gücü bir ölçüye kadar iaşe sorununun çözümüyle ilgilidir.

 

Çoban Baba Türbesi

Yavuz Sultan Selim’in emriyle yaptırıldığı söylenen türbenin 14. Yüzyıl tarihî özelliği göstermesi bazı soruları akla getirse de Çoban Baba’nın yaşadığı söylenen 16. Yüzyıl türbe mimarisi ile 14. Yüzyıl türbe mimarisi arasında fazla fark olmadığını, olsa bile böyle bir farkın küçük bir Anadolu köyünde kendini göstermemesini normal karşılamak gerekir. Bunun ayrıntılı tartışması mimarlık ve sanat tarihi ile ilgili bir sorundur. İster 14. ister 16. yüzyıla tarihlendirilsin Çoban Baba Türbesi bölgenin en eski yapısı olarak bugün hâlâ varlığını tescilli eski eser olarak sürdürmektedir. Çobanlı köylüleri bu uzun zaman içinde ellerinden geldiğince ortaya çıkan tamirleri yapmışlar, türbeyi bu güne kadar bina olarak yaşatmışlardır.  Ancak, ne yazık ki Türbe iç kısmı 2002 yılında define arayıcıları tarafından tahribata uğratılmıştır.   

 

Vakıflar Genel Müdürlüğü Kayıtlarında Çoban Baba Türbesi

Çoban Baba Türbesi Başbakanlık Vakıflar Genel Müdürlüğü’nde “58.13.01/1” ve “58.14.01/1” numaralı kayıtlardadır. [18] Kültür ve Turizm Bakanlığı Kayseri Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’nun 8.7.1988 tarihli kararıyla (1 B) grubunda tescil edilmiştir. Şimdilik vakfiyesine rastlanmamıştır.[19]

Kurul Başkanı: Doç. Dr. Raci Bademli,

Bşk. Yardımcısı: Yard. Doç. Dr. Mutbul Kayılı.

Dosyada Çoba Baba Türbesi ile ilgili şu mimarî bilgiler yer almaktadır:

“Çoban Dede Türbesi Tahminen 14. Yüzyıl. Kare plânlı ve ahşap çatı ile örtülüdür. Giriş kapısı kuzey cephede yer alır. Düzlentek kapı tepeliği tek mukarnasla nihayetlenen bir niş içerisine alınmıştır. Nişin dış köşelerinde yalancı sütunlar mevcuttur. Kenar çevrelerinde geometrik desenli süslemeler mevcuttur. Bu süslemelerden çoğunluğu yok olmuştur. Türbenin üzeri içte duvarlarla bitişik ağaç direklere oturan külah şeklinde ahşap çatı ile örtülüdür. İçte tek sanduka bulunur. Doğu ve Batıda birer mazgal pencere ile aydınlanır. Duvarlar yonu taşından ve düz silme ile nihayetlenir.

Durum: Türbe genelde iyi durumda ahşap çatının elden geçirilmesi gereklidir.

Tamir: Yakın tarihlerde köy halkınca silmeler ile çatı elden geçirilmiştir.

Birinci Sınıf Eski Eserdir” Nadir Toprakoğlu.

 

Bitiriken

Bugünün bazı efsaneleri sadece bir efsane olarak yaşatılsalar da bazıları tarihte bir olay ile bağlantılıdır. Sivas Gölova ilçesi Çobanlı köyünde Erzincan’a giden yolun köprü bitiminde sağ tarafındaki kayalık üzerindeki türbede yatan Çoban Baba’nın yörede inanılan kerameti Osmanlı tarihinin önemli bir olayı ile ilişkili görülmüştür.  Bu yazıda konuya tarih-etnografya bağlamında bazı notlar düşerek açıklama getirmeye çalıştık. Bölge türbeleri hem efsaneleri ile hem mimarî yapı özellikleri ile hem tarih bağlantıları ile ele alınıp incelenmeye uygundur.

 

 


 

[1] Bu yolun tarihî durumunu anlamak için bir iki eser bakmak bile yeterlidir: Stephane Yerasimos, Les Voyageurs Dans l’Empire Otoman (XIVe – XVIe siècles), Conseil Suprême D’Atatürk Pour Culture, Langue et D’Histoire- Publications de la Société Turque d’Histoire, Serie VII, No. 117, Ankara; W. M. Ramsay, The Historical Geography of Asia Minor, Royal Geographical Society Supplementary Papers Volume IV, John Murray yayınevi,  London, 1890; Thomas Alexander Sinclair, Eastern Turkey: An Architectural And Archaelogical Survey, Pindar Pres, London, 1989.

[2] Hasluck, Christianity and Islam Under the Sultans, II, Oxford, 1929, s. 512-513.

[3] Evliya Çelebi Seyahatnamesi, İkinci Kitap, (yay. haz. Zekeriya Kurşun, Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı), Yapı Kredi yay., İstanbul, (s. 199)’da Baru Köyü’nde diye düzgün yazılmıştır.

[4] Köy adlarının tespiti ile ilgili Cumhuriyet dönemi ilk çalışma 1928 yılında yapılmış köy isimleri Arap harfleri ve Fransızca okunuşa göre Latin harfleri ile çeviri yazı kurallarına göre birlikte yazılarak yayınlanmıştır. Türkiye Cumhuriyeti Dahiliye Vekaleti, Köylerimiz, Hilal Matbaası, 1928, İstanbul. (Eski Harflerle). Bu listede Aşağı Tepecik (Baru)  (=Baruyu Zire), Yukarı Tepecik (baru)  (=Baruyu Balâ) olarak geçmektedir. Çobanlı’nın ismi aynen kullanılmaktadır.

[5] Halil Önge, İlçemiz Gölova, Gölova Eğitim,kültür ve Kalkınma Vakfı yay., İstanbul 1996, s. 74’de.

[6] Önge, yage, s. 74’de köylülerin bu iki kişiyi akran olarak bildiklerini belirtmektedir.

[7]Evliya Çelebi, yage, Behlûl Semerkandî’nin diğer akrabaları hakkında bilgi verir.

[8]Bu kavramı dinler tarihi alanındaki çalışmalarıyla seçkinleşmiş Mircae Eliade’den esinle kullanıyorum. İnsanı antropolojik ve felsefi açıdan değerlendiren Ernst Cassirer de “homo sembolicus” betimlemesiyle insanın farklılığını dile getirmiştir. Dinî metinlerde ise bu ayrımlaşma “eşref-i mahlûkât” olarak kendini göstermektedir.

[9] İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarih, II. Cilt, (beşinci baskı) Türk Tarih Kurumu yay., 1988, Ankara, (s. 258-264).

[10] Bu konu ile ilgili kısa bir bilgiyi daha önceki tez çalışmamızda bahsettik, bkz. Dursun Ayan, Barajdan Önce Gölova Kasabası, (yayınlanmamış lisans tezi) Hacettepe Üniversitesi, 1984, Ankara. Daha ayrıntı bkz. Halil Önge,  yage,  s. 86.

[11] İsmail Hami Danişmend, İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi, cilt. 2, Türkiye Yayınevi, 1948, İstanbul, (s. 8-9).

[12] Bu hatalara ilişkin daha önce kısa bir yazı yayınlamıştık. Bkz. Dursun Ayan“Gölova ve Çevresi Tarihi İle İlgili Eserlere Bazı Düzeltici Notlar”, Gölova Postası,  sayı. 2, 1998, (s. 6-8).

[13] Bugün bilinen adıyla Çobanlı Çayı (Deresi)’ından Erzincan yönünde yaklaşık 4 km. gidildiğinde Erzincan-Sivas illeri sınırını belirten bir karayolu tabelası vardır. Bu sınır bölgede eskiden beri de kabul görmüştür. Çobanlı Çayı’nın o zamanlar doğal sınır sayılması normaldir ve Kuzey yönünde yaklaşık 15 km aktıktan sonra Erzincan-Giresun-Sivas sınırında Kelkit Çayı’na katılmaktadır. Evliya Çelebi Kelkit Çayı’nın adını Seyahatnamesinde (Kerkük) olarak yazmaktadır. Bkz. Evliya Çelebi Seyahatnamesi, 2. Kitap, (yay. haz. Zekeriya Kurşun, Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı), Yapı Kredi yay., İstanbul.

[14] Enderes Çayı ile Çobanlı Çayı’nın bir alâkası yoktur. Enderes Çayı diye bahsedilen bugün Suşehri yakınlarından geçen Suşehri Deresi (Gemin Deresi) olabilir. Konaklamak için burada düzlük alan uygundur.  Ancak Suşehri (Endres) Çayı ile Çobanlı Çayı arasında 50-55 km bir yol vardır ki bu yolu defalarca yürüyerek ilçeye gidip gelen rahmetli dedem Halis Ayan 10-11 saatte yürüdüklerini belirtmişti. Askerin bu mesafeyi yürüdükten sonra Çobanlı Çay’ı çevresinde ayrıca gecelemiş olması gerekir. Kaldı ki Çoban Baba efsanesi de bu konaklama vesilesiyle olmuş olmalıdır. 

[15]Yassı Çimen Koyulhisar’daki Eğri Çimen yaylası ile karıştırılmamalıdır. Bugün Refahiye ile Erzincan arasında kuzeyde kalan ve yörede otlakları ile ünlü bir yayladır.

[16] Danişmend, İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi, cilt. 2, (s. 8-9).

[17] Uzunçarşılı, Osmanlı Tarih, II. Cilt, (s. 263-264)’den özetle şunları belirtmek gerekir: “Sultan Selim on bin azab askerinin hazırlanması için Anadolu'ya hükümler gönderdiği sırada bütün kuvvetlerin (Bursa) Yenişehir Ovası'nda kendisine iltihakını emretti. … ve 920 senesi Muharrem ayının 23 üncü Salı günü (19 mart 1514) Edirne'den İstanbul'a hareket etti ve bir ay sonra da Üsküdar'a geçti ve … Şâh İsmail'in halifelerinden olup mahpus bulunan Kılıç adında birisi vasıtasıyla Şâha Farsça name gönderdi. Sultan Selim İzmit'ten gönderdiği 920 Safer tarihli olan bu namesinde "Şâhın Müslümanlığa mugayir hareketlerinden bahis ile kendisinin Müslümanlığı takviye ve mezalimi kaldırmak için faaliyete geçtiğini, yaptığı işler sebebiyle katline fetva verildiğini ve kılıçtan evvel İslamiyet’i kabul etmesi lazım geldiğini, …  muharebeye hazır olacağını" bildirmişti. Elçi Kılıç, Şâh İsmail'i Hemadan'da bularak nameyi vermiş ve o da "muharebeye hazır olduğunu" bildirmiş ve bu cevap Osmanlı ordusu Erzincan sahrasına geldiği sırada alınmıştır; Şâh İsmail nameyi getiren Kılıç'ı öldürtmüştür. … Kapıkulu ocakları Üsküdar'a geçerken Rumeli kuvvetleri de Gelibolu'dan Anadolu yakasına geçip verilen emir üzerine Bursa Yenişehri ovasında toplandılar; Rebiülevvel'in yedisinde Seyitgazi mevkiine gelindi, burada üç gün istirahat olunup biner akçe sefer bahşişi verildi. “Ordu Konya'ya gelip Filabad çayırı'na kondu, padişâh şehre girip Hazret-i Molla Hünkar türbesini (Mevlana Celaleddin Rumi) ziyaret ederek yüz bin akçe sadaka dağıttı; bütün tımarlı sipahiye de binde yüz akçe terakki verilerek Kayseri ve sonra Sivas'a gelindi; burada ordu yoklaması yapıldı; mevcudun yüz kırk bin olduğu görüldü; bu askerin içinden yaşlı, yaşı küçük ve hasta olan kırk bin asker ayrılarak İskender Paşa kumandasında olarak Sivas ve Kayseri arasında hem muharebe cephesinden ve hem de dahilden çıkacak bir fevkaladeliğe karşı ihtiyat kuvveti olarak bırakıldı.  … Ordu ağırlıkları, hazine ve tımar defterleri Sivas kalesine konulup ilerlendi ve Koçhisar (Hafik) kazasına gelinince harp tertibatı alındı; yeniçeriler pâdişah otağını sarıp muhafaza aldılar; bundan sonra bu tertip üzere gidildi. Akşehir ve İran'la hudut olan Suşehri'nden itibaren Safevî devletinin topraklarına girildi. (Akşehir denilen yer  Suşehri Akşar olmalıdır)

[18] Suşehri’ne Kayıtlı diğer türbelerin kayıt numaraları şöyledir: Çataloluk Köse Süleyman Türbesi (58.13.01/2 ve 58.13.01/3), Bal Hatun Camii (58.13.01/4), Karşıyaka Çamii (58.13.01/5).

[19] Bu konuda ilgisinden dolayı Vakıflar Genel Müdürlüğü uzmanlarından sanat tarihçi Sn. Emine Altuntaş’a teşekkür ederim.