|
(Bu sayfayı
hazırlayan araştırmacı Yazar
Sayın Dr.Dursun
Ayan beyefendiye teşekkür ederiz)
ÇOBAN BABA
EFSANESİ VE
YAVUZ’UN
ÇALDIRAN SEFERİ
Dursun
AYAN
Bu
çalışmayı uzun yıllar Ankara’da komşuluk yaptığımız Çobanlı
Köyü’nden değerli dostlarımız rahmetli Miyese ve Mustafa Macit ile
Mustafa Şimşek’in aziz hatıralarına armağan ediyorum
Ön Bilgiler
Bu yazıda, keramet ehli
olduğuna inanılan Çoban Baba’nın efsanesi, bunun ile ilişkili
görülen Osmanlı padişahı Yavuz’un Çaldıran Seferi ve Çoban Baba’nın
defnedilmiş olduğu türbenin mimarî özelliği hakkında bilgi
verilecektir. Çoban Baba Türbesi’ni Suşehri’nde kayıtlı türbeler
içinde ele almak da mümkündür. Ancak bu türbeleri ayrıntılı bir
çalışmada değerlendirecek yeterli bilgiye ulaşamadığım için bu
yazının dışında tuttum. Yazıda yörenin ortalama okuyucusunu dikkate
alarak ana metni sade bir dille anlatmaya çalışacağım ancak akademik
okumalar için bazı dipnotlar düşme gereğine inandım.
Çoban Baba Türbesi Sivas ili
Gölova ilçesine bağlı Çobanlı köyündedir. Yöredeki ismi “Çobanlı
Tekkesi”dir. Başbakanlık Vakıflar Genel Müdürlüğü’ndeki resmî
kayıtta geçen “Çoban Baba” adı da yörede kullanılmaktadır. Çaban
Baba hakkındaki efsaneler Yavuz Sultan Selim’in Çaldıran Seferi’ne
giderken yaşadığı bir keramete dayandırılmaktadır.
Çobanlı köyü antik
zamanlardan beri İstanbul’u İran’a bağlayan yol üzerinde
Kelkit Çayı’nı dolayısıyla Yeşilırmak’ı besleyen Çobanlı Deresi’nin
bu yolu kestiği köprünün başındadır. Suşehri-Erzincan karayolunda
Suşehri’nin 55 km. doğu yönünde yer alan Çobanlı köyünden yaklaşık
110 km. sonra Erzincan’a ulaşılmaktadır. Gölova ilçesi ile Çobanlı
arasındaki yol yaklaşık 5 km. dir.
Çoban Baba ve Behlül Dane
Türbeleri
Ünlü oryantalist Hasluk,
Anadolu’daki Bektaşi tekkeleri içinde “Çobanlı Tekke” sini belirtir.
Evliye Çelebi Seyahatname’sini kaynak göstererek,
Şebinkarahisar yakınında ve Erzincan yolu üzerinde Barugunde
diye bir yerden bahsetmektedir. İlk bakışta böyle bir yer adı
yoktur. Öyle anlaşılıyor ki bu bir yazım hatasıdır: Doğrusunun
Baru Köyünde olması gerekir. Tahminen “k” harfi
ﮑ
şeklinde yazılmak
yerine “g”
ﮒ
şeklinde yani kaf-ı farsî şeklinde yazılmış ya da okunmuştur.
Baru köyü Çobanlı köyü yakınında ve yeni adı Aşağı Tepeciktir.
Önceki adı Aşağı Baru (=Baruyu Zire)
yörede yaşlı insanlar tarafından hâlâ kullanmaktadır. Aşağı Tepecik
(Baru) köyünde bugün bir ziyaret yeri vardır ve halk arasında
“Behlül Dâne” diye bilinmektedir.
Hasluk bu ziyaret yerinde defnedilmiş olan kişinin “Behlül
Semerkandî” olduğunu Evliya Çelebi’ye dayanarak belirtir ve Çobanlı
ailesine dahil olduğunu söyler.
Burada defnedilen insan için Behlül Dâne isminin kullanılmış olması
halk arasında çok bilinen Abbasi halifesi Harun Reşid’in kardeşi
Behlül Dâne’ye olan hayranlığın ifadesi olabilir. Bu tartışmanın
farklı boyutlarını başka bir çalışmada ele almak yerinde olacaktır.
Burada bizim vurgulamak istediğimiz Çoban Baba’nın Çobanlı köyündeki
varlığı ve yörede bir başka türbenin daha olduğudur.
Çaban Baba Efsanesi
Çoban Baba ile ilgili
bölgede bilinen keramet efsanesi özetle şöyledir: “Yavuz Sultan
Selim Çaldıran Seferi için yola çıkmıştır. Uzun zaman geçtikten
sonra Çobanlı köyüne ulaşır. Askerlere dinlenme verilir. Çoban Baba
da Yavuz Sultan Selim’e askerleri kendisinin misafir ederek
karınlarını doyuracağını söyler. Bu isteğini Yavuz kabul eder ve
Çoban Baba bir koyun keser, pilavlar kaynatılır ve bu koyunun eti
ile ordu karnını doyurur. Sonra koyunun kemiklerini postuna dolduran
Çoban Baba dua eder ve koyun ayaklanıp yürür. Bir demeye göre
koyunun aşık kemiğini askerlerden birisi aldığı için koyun yürürken
bir ayağı aksar.” Çoban Baba durumun farkında olsa da bir şey demez.
Yavuz’a seferinin başarılı geçeceğini bildir ve onun için dua eder.
Sefer sonrasında Yavuz bu bölgenin gelirinin buraya vakfedilmesini
buyurur.
Keramet efsanesi ufak tefek
farklılıkla yörede bu ana tema üzerinde anlatılmaktadır. Çobanlı
köyünde anlatılanlar ile çevre köylerde anlatılanlar arasında tarihî
anlamda bir farklılık yoktur. Çoban Baba ile Yavuz Sultan Selim
efsanenin değişmez simalarıdır. Efsaneler ve kerametler insanın
inancı ile ilgili, metafizik konulardır. Halk da zaten bunu
anlatırken “Allah bilir” diye bilginin doğruluk kaynağının Tanrıda
olduğunu kasteder ve vicdanlara bırakır.
Yaratılışı itibari ile
insan, genellikle, inanan bir varlıktır (homo religous)
ve hemen hemen her çağda bu gereksinimi duyarak Tanrıya,
peygamberlere, diğer kimselere, doğa olaylarına ve nesnelere
inanmıştır. Ancak İbrahim Peygamber’den sonra dinler sistematiği
farklı bir nitelik kazanarak, kitabî olmuş ve vahye dayanmıştır.
Evliyalar, azizler, veliler, ermişler ile ilgili inanışlar bu
çerçevede gelişmiştir. Çoban Baba da bu durumda bir ermiş kabul
edilmektedir. Bunların ayrıntılarına burada girmek, inançla ilgili
hassas konuları böyle bir yazıda tartışmak mümkün değil. Yöre insanı
buna inanır ve bu durum artık din psikolojisi ve sosyolojisi
açısından önemlidir. Her tür inancı ve Çoban Baba’nın kerametini de
insanların vicdan ve gönüllerine bırakmak gerekir.
Yavuz Sultan Selim
Çobanlı Köyünden Ne Zaman Geçmiştir?
Yavuz’un Çaldıran,
Mercidâbık ve Ridâniye seferleri bir birini izleyen ve sonucu
itibariyle Osmanlı, İslâm ve Dünya tarihini derinden etkileyen
Halifeliğin Osmanlılara geçişiyle noktalanmıştır. Bu yazıda seferin
tümüyle ayrıntılarına girmeye gerek yoktur.
Ancak, yörede kabul gören, Yavuz Sultan Selim ile Çoban Baba
karşılaşmasını hesaba katarak, karşılaşmanın kronolojilerden
tarihini vermek mümkündür. Osmanlıda olayları günü gününe yazan
vakanüvistlerin yazdıklarına dayanarak hazırlanan vekâyinâmeler
(kronolojiler) güvenilir kaynaklardır. İşin bundan sonrası, Yani
Yavuz’un Çobanlı köyüne gelişi Osmanlı tarihi ile ilgili somut bir
konudur.
İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi
yazarı
Danişmend günbegün şu bilgileri vermektedir: Ancak Danişmend’in (ve
belki de önceki vakanüvistlerin) verdiği bilgilerde bölgeyi
bilmemelerinden kaynaklanan bazı küçük hatalar olsa da eserlerin
önemini inkâr etmek yerine bu hataların düzeltilmesi gerekir.
Yavuz Sultan Selim o zaman
başkent (payitaht) olan Edirne’den [Hicrî Kamerî takvime göre 920
senesi Muharrem ayının 23 üncü Salı günü (Miladî 19 Mart 1514)] yola
çıkar. Gerekli yerlerde değişik yerlerden gelen askerlerle buluşarak
orduyu toplar ve sefer düzeni alır. Özetle:
“2 Temmuz 1514 (= 9 Cemâda-l–ûlâ,
Pazar 920: Sivas’ta ordu yoklaması): Burada bir yoklama yapılarak
ordu mevcudunun yüz kırk bin olduğu anlaşılmış ve bunlardan
“amelmânde” olan kırk bin kişi Sivas ile Kayseri arasında
bırakılarak hem ilerde iaşe müşkilatı hafifletilmek istenmiş hem de
iç güvenlik ve dış saldırılar için önlem alınmıştır.
13 Temmuz 1514 (20 Cemâda-l–ûlâ,
Perşembe: Osmanlı Ordusunun Safavî Hududuna dayanması): Sivasla
Erzincan arasındaki “Çaysu” ırmağının hudut teşkil ettiği rivayet
edilir:
Bu ırmağın Kelkit kollarından Enderes Çayı olma ihtimali vardır:
Çünkü ordunun burada “Suşehri Çayırı”nda konaklamış olduğundan
bahsedilir. Suşehri’nin merkezi de Enderes kasabasıdır.
14 Temmuz 1514 (20 Cemâda-l–ûlâ,
Cuma: Erzincan Muhafızının İtâat ve İnkiyadı): Osmanlı ordusuna
gelerek ahaliye aman verilmek şartiyle itâat ve inkiyâdını arzeden
bu muhafızın orduya bir miktar erzak verdiği ve mevkiinde ibka
edildiği rivayet edilir.
18 Temmuz 1514 (25 Cemâda-l–ûlâ,
Salı: Yassı Çimen’de Şâh İsmail’den Elçi ve cevap gelmesi). Şâh
İsmail Yavuz’un bu zamana kadar gönderdiği üç mektubuna ilk cevabını
ve Yavuz’a hakaret olsun diye bir okka da afyonlu macunu Yavuz Yassı
Çimen’deyken
gönderir.”
Yavuz da sonra ona kadın elbisesi ve çarşaf gönderecektir.
Bundan sonraki ayrıntıya
girmeye gerek yok. Şu iyice anlaşılıyor ki Yavuz Sultan Selim 14 -15
Temmuz ve belki de 16 Temmuz 1514 günlerini Çobanlı Köyü’nde
geçirdi. Bir günde Suşehri’nden Çobanlı’ya gelen ordunun Yassı
Çimen’e dört gün sonra varması yolun uzaklığından değil bazı
gelişmeleri beklemekten kaynaklanmış olmalı. Belirtildiği gibi
birincisi erzak sorunu ise ikincisi Şâh İsmail’in kesin tavrının
anlaşılmak istenmesidir.
Yavuz Sultan Selim’in
Çaldıran Seferinde İaşe Sorunu Var mıydı?
Çoban Baba-Yavuz
karşılaşmasının ilginç bir yanı olmalıdır. Çoban Baba’nın Yavuz’a
ordusunun karnını doyurmayı önermesi bir misafirperverlik göstergesi
olabileceği gibi bir yiyecek sorununa da işaret edebilir. Çünkü pek
çok başka efsanede keramet sahibi kimseler farklı şeyler göstererek
kerametini ortaya koymakta sultanların veya beylerin gönlünde yer
almaktadır. Burada bir iaşe sorunu vardır. Çaldıran Seferi konusuna
deyinen herhangi bir büyük boy Osmanlı tarihi kitabı Yavuz Sultan
Selim’in yaşadığı iaşe sorununa deyinir. Onun Çobanlı köyü’nde
kaldığı günler belki de iaşe sorunun en üst düzeye çıktığı
zamanlardan biridir. Erzincan muhafızının gelerek bağlılık
bildirmesi ve erzak getirmesi bunun en belirgin kanıtıdır. Bu konu
aslında sefer boyunca hep kendini gösterir ve Yavuz ile ordu
arasında sorunlara neden olur. Örneğin, yeniçeriler iaşe sorununu
Yavuz’a bildirerek seferden dönülmesini Yavuz’un çocukluk arkadaşı
Karaman Beylerbeyi Hemdem Paşa’dan istemişler Yavuz da bu durumu
Hemdem Paşa’yı 24 Temmuz’da Erzincan’da idam ettirerek bertaraf
ettirmiştir. Böylelikle orduda sukûnet tesis etti
denilmektedir.
Bu bilgiler etrafında konu
değerlendirilirse, Çoban Baba gibi bir Bektaşî ermişinin Yavuz’a
iaşe sağlaması oldukça anlamlıdır ve efsanenin gücü bir ölçüye kadar
iaşe sorununun çözümüyle ilgilidir.
Çoban Baba Türbesi
Yavuz Sultan Selim’in
emriyle yaptırıldığı söylenen türbenin 14. Yüzyıl tarihî özelliği
göstermesi bazı soruları akla getirse de Çoban Baba’nın yaşadığı
söylenen 16. Yüzyıl türbe mimarisi ile 14. Yüzyıl türbe mimarisi
arasında fazla fark olmadığını, olsa bile böyle bir farkın küçük bir
Anadolu köyünde kendini göstermemesini normal karşılamak gerekir.
Bunun ayrıntılı tartışması mimarlık ve sanat tarihi ile ilgili bir
sorundur. İster 14. ister 16. yüzyıla tarihlendirilsin Çoban Baba
Türbesi bölgenin en eski yapısı olarak bugün hâlâ varlığını tescilli
eski eser olarak sürdürmektedir. Çobanlı köylüleri bu uzun zaman
içinde ellerinden geldiğince ortaya çıkan tamirleri yapmışlar,
türbeyi bu güne kadar bina olarak yaşatmışlardır. Ancak, ne yazık
ki Türbe iç kısmı 2002 yılında define arayıcıları tarafından
tahribata uğratılmıştır.
Vakıflar Genel Müdürlüğü
Kayıtlarında Çoban Baba Türbesi
Çoban Baba Türbesi
Başbakanlık Vakıflar Genel Müdürlüğü’nde “58.13.01/1” ve
“58.14.01/1” numaralı kayıtlardadır.
Kültür ve Turizm Bakanlığı Kayseri Kültür ve Tabiat Varlıklarını
Koruma Kurulu’nun 8.7.1988 tarihli kararıyla (1 B) grubunda tescil
edilmiştir. Şimdilik vakfiyesine rastlanmamıştır.
Kurul Başkanı: Doç. Dr. Raci
Bademli,
Bşk. Yardımcısı: Yard. Doç.
Dr. Mutbul Kayılı.
Dosyada Çoba Baba Türbesi
ile ilgili şu mimarî bilgiler yer almaktadır:
“Çoban Dede Türbesi Tahminen
14. Yüzyıl. Kare plânlı ve ahşap çatı ile örtülüdür. Giriş kapısı
kuzey cephede yer alır. Düzlentek kapı tepeliği tek mukarnasla
nihayetlenen bir niş içerisine alınmıştır. Nişin dış köşelerinde
yalancı sütunlar mevcuttur. Kenar çevrelerinde geometrik desenli
süslemeler mevcuttur. Bu süslemelerden çoğunluğu yok olmuştur.
Türbenin üzeri içte duvarlarla bitişik ağaç direklere oturan külah
şeklinde ahşap çatı ile örtülüdür. İçte tek sanduka bulunur. Doğu ve
Batıda birer mazgal pencere ile aydınlanır. Duvarlar yonu taşından
ve düz silme ile nihayetlenir.
Durum: Türbe genelde iyi
durumda ahşap çatının elden geçirilmesi gereklidir.
Tamir: Yakın tarihlerde köy
halkınca silmeler ile çatı elden geçirilmiştir.
Birinci Sınıf Eski Eserdir”
Nadir Toprakoğlu.
Bitiriken
Bugünün bazı efsaneleri
sadece bir efsane olarak yaşatılsalar da bazıları tarihte bir olay
ile bağlantılıdır. Sivas Gölova ilçesi Çobanlı köyünde Erzincan’a
giden yolun köprü bitiminde sağ tarafındaki kayalık üzerindeki
türbede yatan Çoban Baba’nın yörede inanılan kerameti Osmanlı
tarihinin önemli bir olayı ile ilişkili görülmüştür. Bu yazıda
konuya tarih-etnografya bağlamında bazı notlar düşerek açıklama
getirmeye çalıştık. Bölge türbeleri hem efsaneleri ile hem mimarî
yapı özellikleri ile hem tarih bağlantıları ile ele alınıp
incelenmeye uygundur.
Uzunçarşılı, Osmanlı Tarih, II. Cilt, (s. 263-264)’den
özetle şunları belirtmek gerekir: “Sultan Selim on bin azab
askerinin hazırlanması için Anadolu'ya hükümler gönderdiği
sırada bütün kuvvetlerin (Bursa) Yenişehir Ovası'nda kendisine
iltihakını emretti. … ve 920 senesi Muharrem ayının 23 üncü Salı
günü (19 mart 1514) Edirne'den İstanbul'a hareket etti ve bir ay
sonra da Üsküdar'a geçti ve … Şâh İsmail'in halifelerinden olup
mahpus bulunan Kılıç adında birisi vasıtasıyla Şâha Farsça name
gönderdi. Sultan Selim İzmit'ten gönderdiği 920 Safer tarihli
olan bu namesinde "Şâhın Müslümanlığa mugayir hareketlerinden
bahis ile kendisinin Müslümanlığı takviye ve mezalimi kaldırmak
için faaliyete geçtiğini, yaptığı işler sebebiyle katline fetva
verildiğini ve kılıçtan evvel İslamiyet’i kabul etmesi lazım
geldiğini, … muharebeye hazır olacağını" bildirmişti. Elçi
Kılıç, Şâh İsmail'i Hemadan'da bularak nameyi vermiş ve o da
"muharebeye hazır olduğunu" bildirmiş ve bu cevap Osmanlı ordusu
Erzincan sahrasına geldiği sırada alınmıştır; Şâh İsmail nameyi
getiren Kılıç'ı öldürtmüştür. … Kapıkulu ocakları Üsküdar'a
geçerken Rumeli kuvvetleri de Gelibolu'dan Anadolu yakasına
geçip verilen emir üzerine Bursa Yenişehri ovasında toplandılar;
Rebiülevvel'in yedisinde Seyitgazi mevkiine gelindi, burada üç
gün istirahat olunup biner akçe sefer bahşişi verildi. “Ordu
Konya'ya gelip Filabad çayırı'na kondu, padişâh şehre girip
Hazret-i Molla Hünkar türbesini (Mevlana Celaleddin Rumi)
ziyaret ederek yüz bin akçe sadaka dağıttı; bütün tımarlı
sipahiye de binde yüz akçe terakki verilerek Kayseri ve sonra
Sivas'a gelindi; burada ordu yoklaması yapıldı; mevcudun yüz
kırk bin olduğu görüldü; bu askerin içinden yaşlı, yaşı küçük ve
hasta olan kırk bin asker ayrılarak İskender Paşa kumandasında
olarak Sivas ve Kayseri arasında hem muharebe cephesinden ve hem
de dahilden çıkacak bir fevkaladeliğe karşı ihtiyat kuvveti
olarak bırakıldı. … Ordu ağırlıkları, hazine ve tımar
defterleri Sivas kalesine konulup ilerlendi ve Koçhisar (Hafik)
kazasına gelinince harp tertibatı alındı; yeniçeriler pâdişah
otağını sarıp muhafaza aldılar; bundan sonra bu tertip üzere
gidildi. Akşehir ve İran'la hudut olan Suşehri'nden itibaren
Safevî devletinin topraklarına girildi. (Akşehir denilen yer
Suşehri Akşar olmalıdır)
|